Güz, Küşne ve Keven...

Sonbahar mevsim ile ilgili oldukça şiir, makale, öykü, roman türünde yazınsal ürünler vardır. Diğer yandan resimler ve yontular yapılmış, şarkılar bestelenmiş, inceleme ve araştırmalar yapılmıştır. Soğuyan havadan, sararan yapraklardan, göçmen kuşlardan, bağ bozumundan, kış hazırlıklarından ve daha pek çok şeyden söz edilmiştir.

Düşen bir yaprak görürsen beni hatırla demiştim

Biliyorsun seni ben sonbaharda sevmiştim

Her sonbahar gelişinde sarı sarı yapraklarla

Kuru dallar arasında sen gelirsin aklıma

Yıldırım Gürses'ten bu şarkıyı çok dinledik.

Sonbahara halk arasında güz denir. Güz mevsimi, güz ayları, güz günü, güz gülleri gibi kavramlara anlamlar yüklenmiştir.

Çamşı'da hon türküsü, sevda türküsü olmuştur.

Yine güz geldi de hava soğudu

Benim nazlı yarda ahtım çoğudu

Ondan gayrı sevdiceğim yoktu

Karalar bağladım bunun üstüne

Bahar ne kadar canlanmayı yenilenmeyi dile getiriyorsa yüzde o kadar olgunlaşmayı dile getirir.

Bir zamanlar bir şehrimde şöyle demiştim.

İlkbahardan güze düştüm

Özlemim bahara kaldı

Arguvan türküsünde ise mevsimlik geçişten söz eder.

Yaz ayı da güz ayına bağlıdır

Yılmaz Güney'in bir filminde gariban, kışı geçirmek için evi olmadığından nasıl edeyim de üç aylık suç işleyip kışı hapiste geçireyim hesaplaması yapar. Ya bir de içeri atılmazsa; vay garibanın haline...

Kırsal alanda eskiden kış boyu belirleyecekler bulunurdu kahvaltıda. Un herlesi, bulgur çorbası, tarhana çorbası gibi... Zamanla çay, zeytin, sana yağı, helva gibi yiyecekler de sofraya girdi ve geldik bugüne...

Yazdan hatta bahardan gelecek kışa hazırlıklar başlar yüze kadar da sürer. Yani bütün bir yıl kış için çalışılır. Peteklere, ambarlara buğday, arpa, bulgur, yarma, tarhana, sebze meyve kuruları hazırlanır. Ayrıca tereyağı, peynir, bal, pekmez, reçel, turşu gibi yiyecekler de odun, kömür, çalı çırpı gibi yakacaklar da unutulmaz.

Kırsal alanda yaşayanlar yalnızca kendileri için değil hayvanları içinde hazırlık yaparlar. Kaç baş hayvanları varsa ona göre ot saman kes yaprak keve gibi pek çok yemeği hazırlayarak samanlıklara doldururlar.

Pir Sultan Abdal'ın dediği gibi “Her evin devleğin öküz döndürür.” Bizde değerli devlet yerine ‘değülüp’ kullanılır, yani geçinme... Bu nedenle ‘İreçberler hoşça tutun öküzü’ diye devam eder.

Öküzün damını alçacık yapın

Yaş koman altında kuruluk sepin

Koşumdan koşuma gözlerin öpün

İreçberler hoşça tutun öküzü

Nazım, kadınlar için “Soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen” nitelemesi yapmamış mıydı?

Eskiler “Dünya sarı öküzün boynuzu üzerinde duruyor” dememişler miydi?

Sarı öküz boynuzunu salladığında deprem olduğuna inanılmıyor muydu?

Öküz evin direği değil miydi?

İşte devlübün dönmesi için öküzün iyi beslenmesi gerekiyordu.

Öküz için iyi ve en iyi besinlerde normal besinlerin yanında küşne ve keven idi.

Küşne, burçak bitkisinin yerel adıdır. Fiğgillerden olup, bir yıllık bir bitkidir. Mercimek renginde, ancak oval değil yuvarlaktır. Mercimek insanlar için nasıl bir besin deposu ise küşne de öküzler için öyledir.

Küşne akşamdan haşlanır, karmaç yapılır ve yemlerin üzerine dökülür, öküzler onu yerler.

Kevene gelince yapı bakımından küşneden farklı bir bitkidir. Oldukça derine inen kökleri, dikenli yaprakları, çok güzel çiçekleri ile gerçekten farklı bir bitkidir. Çok yıllık ve otsu bir bitki olan keven, baklagillerden olup, kitre adı verilen zamkı çıkarır. Hem besleyici hem de koruyucu özellikleri vardır.

Köylülerimiz ta Ayranca dağlarından keven almaya giderlerdi. Pancar sökümünde kullanılan liğ adı verilen araç ile kökleri sökülür getirilir, dikeni ateşte ütülür, yığın yapılır, yığının üzerine kar düştükten sonra keven daha bir hoş olur, zamk çıkmaya başlardı. Bir kütük üzerinde dehre ile doğranır, küründe saman ya da ot üzerine atılarak öküzlerin yemesi sağlanırdı.

Eğer inek keven yerse sütünü etkiler, keven kokusu gelirdi. Bu nedenle daha çok öküz yemi olarak kullanılırdı.

Kokusu olan fiğ ve boy da yem olarak kullanılanlar arasındaydı. Fiğ ve boy ekilip biçilen bir bitki olarak el ile yolunur ya da tırpan, orakla biçilir, burma yapılır, kurutulur doğranır ya da öylece kışın hayvanlara verirlerdi.

Arpa tanesi özellikle binek hayvanlarına ve diğer büyükbaş hayvanlara, buğday da davarlara yem olarak verilirdi. Tahıllar ot ve saman üzerine atılarak ya da karıştırarak yedirilirdi.

Kısaca burmadan da söz edelim.

Çoğu yerde çiftçiler saman ya da otları balya adı verilen sıkıştırma yöntemi ile kalp haline getirip kışa hazırlarlar. Yöremizde ise burma yapılır.

Yabani otlar ya da ekilip biçilen otlar el ile yolunur ya da orak tırpanla biçilir biçilen bitki, kol adı verilen ince iki metre kadar sarma yapılır, birkaç deste ot bu kol arasına sarılır, dizilerek kurutulur.

Burma yapmakla otun taşınması işi de kolaylaştırılmış olur. Bir binek hayvanıyla 10, 15 hatta 20'ye kadar burma yüklenerek taşınabilir. Zamanla elbette ki öküzlerin ve binek hayvanlarını yerini traktörler aldı. Burma biçimi yerinde ya da dam üzerinde kurutulmadan bozulmak istenirse dehre ile doğranarak ot saman karışım haline getirilerek yem olarak kullanılır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Süleyman Özerol - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Malatya Tek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Malatya Tek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Malatya Tek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Malatya Tek Haber değil haberi geçen ajanstır.