Sevmenin Güzelliği

Uzak dağ başında yaşamak kimi zaman özlenen bir hal alır. Çoğunlukla zorluklar içinde geçen günler, koşulların kendine bağladığı süreçte saniye saniye iş yapmak için beden gücünden yararlanmak ve kendini feda etmekle dopdoludur.

En yakın kasaba da bulunduğumuz yere dört kilometre uzakta ise; her gün kasabaya, ilçeye giden araç yoksa Pazartesi Cuma haftada iki gün ilçeye gitmekte olan aracı kaçırırsan ya da o aracın sahibiyle yolcunun arasında bir sorun çıkarsa tamamen dağ başında kalınır. İşte böyle bir süreçten geçiyorum. 14 Şubat'tan beri yukarıda anlattığım ikinci sebepten ötürü ulaşım sağladığım köy arabasına binmiyorum.

Direniş ne olursa olsun insanın ruhunda, bedeninde yaralar açar. Oluşan ruhsal yaraları sarmaya ayrı zamanlar gerekir. Çarşıya, pazara gitmeyince, bulunduğum yerde her ihtiyacımı elimde bulunan olanaklarla karşılamaya başladım. Durum böyle olunca kendime ayırdığım zaman tamamen azaldı.

İşte böyle geçen günler aynada saçlarımın boya yapma süresinin iyice geçmiş olduğunu, bana yakışmayan hal aldığını gördüm. Geçmiş zamanda bir yılbaşı gecesi saçlarımın bakımını yapıp, kızıl renkli saçlarımın yansımasını aynada seyrederken gördüğüm o güzel kadının aynı gece için hayalini kurduğu duygularını anımsadım. Saçımı her zaman için bakımlı tutmaya gayret ettiğim, şehirde yaşadığım yıllara duyduğum özlem içimde büyüdü. Ve o geceye gönderme yaptığım şiirsel cümleler kâğıda döküldü...

Ey sevdiğim, nerdesin?

Sen bana gelmedin ve benim saçlarım ağardı. Gerek devamlı iş yapmaktan, gerekse çarşıya yolculuk yapamadığımdan uzu zamandır saçlarım için gerekli olan boyayı alamadım. İyice ortaya çıkan beyaz saç tellerim seni aklıma getirdi. O gece sen yokken ben seni nasıl beklediğimi de bilmiyorsun.

Geçmiş zamanlarda bir yılbaşı gecesi, saçlarımı boyayıp seninle eğlenceye gitmeye hazırlanmıştım, sen ise o gece hiç gelmemiştin. Sabaha kadar oturup sadece çay içmiştim. Bütün bunlar, bir yılbaşı gecesi oldu. Sonrasında gelen her yılbaşları da önemini hepten yitirdi.

Konu öylece kapandı mı bilinmez; bilinen şu ki o zamandan bu yana kimse kimseyi görüp ne yaptığını, ne ettiğini bilmiyor ve uzaklarda birimizden ayrı yerlerde saçlarımıza aklar düşüyor.

Birbirimizi severken en çok dinlediğim, “Tabip sen elleme benim yaramı” diye başlayan, “Git ara bul getir/saçlarını yol getir” bağlantıları olan bir türkü vardı. Ne türküydü ama! Ortalığı kasıp kavuruyordu… Dinleyip, dinleyip senin yüzünün hayalini kurup ağlıyordum. Gençlik ve sevmek bu işte...

Şimdi öyle mi ya! “Gözlerin alev alev” derdin, o alev de söndü. Ağlayamıyorum bile; kimi zamanlar sadece donuk, donuk bakıyorum. Köy yerinde her istediğim olmayınca boş veriyorum çoğu isteklerime, bu boşvermişliğimle başka bir kadın ortaya çıkıyor. Kamburu çıkmış deveden aslana, aslandan kendimi bebek olarak dünyaya getirmeye çalışmalarım amacına ulaşmış bulunuyor. Aslan olmalarım ve buna bağlı olarak kükremelerim, o kadar uzun zamanımı aldı ki sonunda kendimi kendimden doğurmalarım gerçekleşti ve bebeğim büyüyor…

Saçlarımın beyazlamış hali çok belli olmasına rağmen, kendimi renksiz sade görmek, beni koştura koştura boya almaya itekleyemedi. “Dur, dur! Acelen ne? İşin gücün var. Sen zaten böyle de çok güzel, iyi ve bakımlı görünüyorsun. Bu kaygılar toplumun sana dayattığı beğenilme duygularından başka şey olamaz! Sen, sen olma özgürlüğüne sahipsen eğer, sırası geldiğinde yapacaksın istediklerini, usul usul seveceksin olan biteni…

Belki yadırgıyor oluşum, gözlerim alışkın olmadığındandır. Ama kendimi bu halimle tanıtmamı kabul ettirmeliydim. Bunu da iyi biliyordum derken uzun bir süre saf, doğal kendimle gezdim durdum. Tarlalarda çalıştım aynı zamanda. Tarla tapanda ve evde yaptığım gereken tüm işlerimi bitirdim.

Sırası gelmişken gittim; şehir denen yere, yani Malatya ya; gezdim, eksiklerimi aldım. Saçlarımın bakımını yaptım. kızıl rengime kavuşunca anladım ki henüz daha erken beyaz saçlarımı olduğu gibi bırakıp, salmaya...

Sen olmadığında yaşamımda gelişen bu köy hayatının çetin şartları var. Bir o kadarda hayatıma anlam katan her varlığını sevmelerim var. Şehirlerin dayatmacı sevgisinden farklı olan, doğal ve içten sevmeler insana en güzel şeyleri yaşatıyor.

İşte böyle sevmenin güzelliği, işte böyle bizim sevdamız sevdiğim…

1 Mayıs 2024

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nuray Yıldırım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Malatya Tek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Malatya Tek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Malatya Tek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Malatya Tek Haber değil haberi geçen ajanstır.