Yazı Detayı
23 Haziran 2021 - Çarşamba 22:33
 
Köyde Kilitlenen Kapılar
NURAY YILDIRIM
 
 

Evlerin ve odaların içinde kaç yaşam geçti?

Sayısız kez, kızıl alevli ocaklar yanarken, kara sac üzerinde yufka ekmekler pişirildi.

Ekmeğin sac üzerinde buğulanan kokusu tandırlardan çıkıp etrafa yayılırdı.

Konu komşu kimin evinde ekmek pişiriliyor bilirdi.

Her zaman için tandıra uğrayan komşuya, "sıcak ekmek al!" Sözcüğü ile başlayan cümleler kurulurdu.

Henüz köylere modern yaşamın girmediği zamanlarda ekmek bölüşme kavramı böyle saltanat sürerdi.

Tarlalarda kendi üretimlerinden yapılan buğday, daha sonra değirmene götürülürdü.

Burada değirmen taşı ile öğütülen buğday una dönüştü.

Unlar ise ekmeğe...

Gelinler odadan odaya hizmet verdi.

Sevdi, sevildi.

Yerilip horlandı.

Sevenlerin sevdiğine verildiği nadiren görülüyordu.

On dört yaşına basan kız çocuğu, baş göz edilerek, evlendirilir, çoluk çocuğa karışıp yaşamını sürdürür; sürdürdüğü yaşamın iyisini kötüsünü bilmez, kaderine düşeni yaşamayı mutluluğu sanırdı.

Kucağına aldığı çocuğunu dahi öpemez idi.

Saf olmanın, temiz yürekli olmanın verdiği gündelik bir yaşamdı hepsi.

Umut etmek, hayal kurmak yok, daima çalışmak vardı.

Gelinlerin, büyüklerinin yanında çocuklarını sevmesi ayıp sayılır, saygısızlık olarak görülüp, paylarına horlanmak düşerdi.

Kapıların ardında ev içi yaşam böylece sürüp giderken; gündelik yaşam da sular gibi gürül gürül akıyordu.

Elektriğin henüz olmadığı; karanlıklara gömülü köylerin, bu zamanlarının akşamlarını yaşamak, bambaşkaydı.

Gaz lambasının duvarları aydınlatıp, insanın gözlerine ışık verdiği, sohbetlerin ise bol olduğu zamanlardı.

İnsanlar birbirini dinlerken, göz göze gelip, karşısındaki kişiyi severek yaklaşımda bulunmaları büyük meziyetti.

Gurbetten gelecek mektubu ya da yolcu beklemeyi zenginlik bilmekti öğretileri...

Hızlı yaşayıp, hızla tüketilmeyen dostluklar gibiydi yemek içmek.

İşte bu ardına kadar açık kapılar; kilitler vurularak, hüzne kapalı kalacağını hiç mi hiç bilmiyorlardı.

Bir gün geldi, köy ve kasabalarda yaşayan insanlığın karşısına sonradan adına ‘gurbet’ denecek şehirler çıktı.

Eline tahta bavulunu ve omzuna yorganını alan o güzelim sıcak yürekli insanlar, birer birer göç etmeye başladı.

Tatlı sohbetleri yarıda bırakıp uzak diyarlara gittiler.

Kimi anasını-babasını, kimi eşini, kimi çocuğunu geride bırakarak tekrar dönülmeyecek uzun yolculuklara çıktı.

Bu yolculukların bazıların sonu, hiç bir zaman sılaya geri dönmek olmadı.

Hasretlik türküleri boğazı yakarak söylenmeye devam etti.

Uzaklarda yaşanan olaylar ve etkenler daha tatlı gelmeye başlamıştı.

Para denen bir olgu vardı, her şeyi satın alıyordu.

Sohbetler, sevgi-saygı yerinde kalsın denilerek, değirmenlerde öğütülen unlar da unutuldu.

Çocuklar ve gençler okullarda okumaya başladı.

Kimisi doktor, kimisi öğretmen çıkarken, yıllar geçtikçe şehir yaşamına yavaş yavaş, uyum sağlandı.

Gurbetçilik kavramı, yerini şehirleşmeye bıraktı.

Kızlar vakti gelince evleniyor, elini sıcak sudan çıkarmamanın tadıyla beraber, köyünden uzaklaşıyordu.

Şehirde rahat yaşamanın vermiş olduğu neşeyle, gerisinde kalan, kendi üretiminden gelen ekmeği unuttu.

Ekmek bakkaldan alınmaya başlandı, kapılar da kilitlenmeye mecbur kaldı.

Tandırda saclar, odalarda sohbetler yok oldu.

Önceden ekilen topraklar; şimdi perişan, kapılar duvar, duvarlar nemlenmeye yüz tutmuş,

Yıkılmış…

Köyler garip, sessiz bir halde seyreder gökyüzünü.

Benim içimi kavurur, alevlenen hüzün, terk edilmişlik…

Kapılardan akan çizgiler gösteriyor ki, kaç bin yıllık yaşam kurulmuş.

Yerlerde...

Kapı-pencere duvar olmuş.

Sessizce içine akıtır gözyaşlaŕını...

 

 

Köylü Köyünden Notlar, 27 Şubat 2020

 
Etiketler: Köyde, Kilitlenen, Kapılar,
Yorumlar
Haber Yazılımı