Yazı Detayı
07 Haziran 2021 - Pazartesi 21:09
 
Âşık Sefil Selimi’nin Adıyaman’a Gelişi ve Bir Atışma
SÜLEYMAN ÖZEROL
 
 

Sivas Şarkışlalı Âşık Sefil Selimi (1930-2003), 1998 yılından aramızdan ayrıldığı 2003 yılının son zamanlarına kadar Malatya’ya gelerek çeşitli etkinliklere katıldı. 

Etkinliklerin Pek çoğunda birlikte olduk. 2003 yılında, Malatya’da olmadığım için bulunamadığım Adıyaman ziyaretinden notları Yrd. Doç. Dr. Rahime Kışlal’ın kaleminden sunacağım.

 

Sefil Selimi İle Atışma

 

Öğretmenlik yaptığım yıllarda tanıştık ozanımla. Malatya şairler ve ozanların bulunduğu derneğe sık sık uğruyorum.

Yıl 1998-1999, Dede Kargın adlı kitabın hazırlıkları için uğraşıyorum. Araştırmalar yapıyorum, Alevi kültürünü her ortamda özümsemeye ve bilgi edinmeye çalışıyorum. Bunu karşılıklı olarak yapmaya dikkat ettim.

Misafirliğe sık gelen ozanlardan biri de Sefil Selimi idi. Babacan tavırlı, sevgi dolu, yumuşak, merhametliydi. Çıkardığımız bu kitabı inceledi. Pek beğendi, yolumda devam etmemi söyledi.

Sefil Selimi'ye Dede Kargın kitabımı hediye ettim. “Aman ne güzelmiş, aferin, işte bu ölmez” dedi. “İnsanlar ölür ama eserleriyle yaşar” diye tekrar etti.

Sonra program için bulunduğumuz çadırda en az on kişi vardık. Sazlarını alıp düzenlemeye başladılar. Hatırladığım isimler Birfani, Cansever, M. Ali Cengiz ve diğer kişilerdi.

2001’de tayinim Adıyaman Fen Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bölümü öğretim üyesi olarak çıkınca itiraz etmeden geldim. Okula başlamadan düştüm ayağımı kırdım, iyileşmek hayli vakit aldı. Dostlarım beni unuttu diye düşünüyordum ki telefonda Birfani’nin sesini işittim. “Gülüm sen bizim gönlümüzdesin. Bak ne diyeceğim; Sefil Selimi buradaydı, seni görmeyi istedi, ben de Adıyaman’da olduğunu söyledim.” Ben de Birfani’ye, “Ozanlarımızı topla gel” dedim. “Eğer bir program hazırlarsan, rahat edeceği bir ortam olursa getireyim” dedi. “Benim hanemde rahat etmelisiniz” dedim.

 

* * *

10 Mayıs 2003 Adıyaman…

İnönü Üniversitesinden Yard. Doç. Dr. Ramazan Çiftlikçi, Ozan Birfani (Metin Özer), Ozan Mutsuz (Yılmaz Özer), Ozan Sefil Selimi (Ahmet Günbulut) ve Birfani’nin yeğeni Necmi Bey (Necmi Göçer) Malatya’nın her renk yeşilliğinden fışkıran bir orman gibi Adıyaman’ın kuraklığını vahaya çevirmek isteyen doru taylar giydiler. Kapıyı açar açmaz, yürek gül yaprağından her şey kendiliğinden başlıyor. Mutluluktan ağlamak buna diyorlarmış…

“Hoş geldiniz” ettikten sonra misafirlerimi dinlenmeleri için ağırlıyorum. Sefil Selimi ve diğer ozan arkadaşlarım bir bahar esintisi ile giriyorlar haneme. Yorgunlukları kalmıyor onların da.

Hasret ateşini bağlamanın tellerinde giderelim diyoruz.

Sefil Selimi, “Ses çevredeki insanları rahatsız eder mi?” diye soruyor.

“Kimse rahatsız olmaz, kul rahatsız olmasın” diyorum.

O sıralar elinde özel yapılmış bağlamayla başladı ‘Kevser Irmağı’nı çalmaya. Bütün ozanlar aynı anda vurdular sazın teline. Gümbür gümbür ses ortalığı inletiyor, Necmi Bey de kaydediyor.

Yer minderlerine oturduk. Kendi aralarında atışma yaptılar. Bana da “Sen de yapmak ister misin?” diye sordular. Sefil Selimi bana atışmanın usulünü anlatarak bir örnek verdi. Başladık beraberce söylemeye. Sazlar çalınıyor, “Ben ne yapacağım?” diye heyecanlanıyordum. Aslında ben kafiye bilmem. Ama o anda teklif gelince Sefil Selimi söyledi, elimden geldiğince ben de söylemeye çalıştım. O dörtlük olarak söyledi, ben beyit olarak karşılık verdim.

 

Sizler bir öğretmen bizler talebe

Bizler size geldik Rahime kızım

Okumak üzere gitmem Halebe

Sizden ibret aldık Rahime kızım

 

 Kimseyi kandırmam bıraktım alı

Türkün bayrağında severim alı

 

Araştırdım baktım gönlünüz yüce

Ay ve yıldızları taşıyor gece

Her hal bir okulda yeriniz yüce

Arayıp da bulduk Rahime kızım

 

Boynumu kesersen kılıcı bile

Kötülük edemem ben bile bile

 

Bahar mevsiminde çiçekler açar

Tabiat türlüce kokular saçar

Yaradan sizleri etmesin naçar

Gardaş bacı olduk Rahime kızım

 

İnsan hak aşkını koymalı öze

Aşkı muhabbeti iyice öze

 

Kulu kul eyleyen okuldur okul

Kültürü taşıyan akıldır akıl

Aman başka yere isteme nakil

Başkasından yıldık Rahime kızım

 

Usandık vallahi biz yıla yıla

Program hazırla gelecek yıla

 

Soğuk gönüllerin sevdası donar

Âşıklarda elbet ilmini sunar

Sefil Selimi’yem pınarım pınar

Sevdanın suyuyla dolduk Rahime kızım 

 

Ask-i muhabbet bağlı bendeki sine

Elbette yatacak bu vücut sine sine

 

Hayatımın en güzel ve yoğun günlerinden biriydi. Ozanımla atışma anını da kaydetmişlerdi. Pırıl pırıl yüzünden sevgi, sazından aşk akıyordu. Her gidiş gelişine koştuğum bu insan, ayrıca çok da güzel ders veriyordu. İnsan sevdiği zaman çiçek gibi ozan gibi sevmeli. Ona öldü diyemem. Beden ölür, ruh ölmez. Eminim duyuyor bizi. Rahat uyu canım arkadaşım.

Aradan yıllar geçse de dostlarla araya kırmızıçizgi çekilmiyormuş. Ben biraz çabuk küsen, alıngan, biraz da duygusal biriyim galiba.

Kaç saat demiyorum. Zaten saatlere sığdırılmış bir arkadaşlık çabuk tükenir, anlaşılma seviyesine kavuşamazdı. Ozanlarımız çalıp söyledikçe onların yorulacağını sanırken dinleniyorlardı. Gül ve bülbülün birbirlerine kavuşması gibi Kevser Irmağı’nı en az on kez tekrar ettik.

Orada bulunan bütün ozan arkadaşlarım can dedik, canımıza merhem dedik. Sağ olsunlar, sevdiler saydılar bizde onları sevdik. Değer vermişler Adıyaman iline beni görmeye gelmişler. Cana can demek gerek. Çiçeğe çiçek demek ozan dilince konuşmak beni bu kültüre meftun eyledi yıllarca. Sazın sesine ozanın sözüne… Belki diğer insanlardan ayıran farklı taraf ozan olmaktı. İnsan olmak kadar belirgin bir vasıf... Cana can diyebilmek, ozanlar için de yürüyebilmek, seni kendilerinden görüp atışmalarına dâhil etmeleri her insanın eline geçmez. Yüreğinde bu aşkı hesapsızca verenler sadece ozanlar şairler. Belki bu duyguyu fazlaca yaşadıkları için pervasızca dağıtıyorlar.

 
Etiketler: Âşık, Sefil, Selimi’nin, Adıyaman’a, Gelişi, ve, Bir, Atışma,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
11 Temmuz 2021
Hazal Alibeyoğlu, Tatilini ‘Yaz Tatili’ Adıyla Kitaplaştırdı
21 Mayıs 2021
Soğuk, Don, Dolu
09 Mayıs 2021
Türkiye Sakatlar Derneği Malatya Şubesi ve Yücel Doğanşahin
18 Nisan 2021
Yazmak Yaşamakla Eşdeğer
03 Nisan 2021
Hasan Takmaz; 'Bugünün gençleri bağlamaya ve türküye çok hevesli'
23 Mart 2021
Ömer Erdoğan ve Oğuz Tansel Üzerine Kısaca
09 Mart 2021
Filiz Vererek Çiçek Açmalısın
25 Şubat 2021
'Ben de sana sığınabilir miyim?'
05 Şubat 2021
Bazen Yazmak Zor Oluyor
23 Ocak 2021
Anıları Olmayanlar Yaşayabilir mi?
14 Ocak 2021
İnsanın Her Zaman Yaşamında İlginç Şeyler Vardır
31 Aralık 2020
Üniversiteler, Katiller ve Öldükten Sonra
18 Aralık 2020
Yağmur Duası, Satılık Köy ve Züğürt Ağa
11 Aralık 2020
Kanal ve Harran
04 Aralık 2020
Dünya Engelliler Günü Üzerine
25 Kasım 2020
Rahime Kışlal’dan ‘Elbistan Halk Kültürü Derlemeleri’
15 Kasım 2020
Âşık Ekberi: 'Deli Gönül Hangi Dala Konarsın?'
05 Kasım 2020
'Ne kadar çok uyanık kalırsam o kadar çok yaşadığıma inanıyorum'
23 Ekim 2020
Dokuzuncu Köyden Onuncu Köye
17 Ekim 2020
Rüyada Rüya Gördüğünü Bilmek
26 Eylül 2020
Dört İşi Birden Yapma, Okuma ve Anlama
13 Eylül 2020
Arkadaşım, 'Ben en çok yaşlılığımı sevdim' demiş…
27 Ağustos 2020
Ev Yapısı, Kayalar ve Kayısı
25 Ağustos 2020
Dalında Hem Meyve Hem Çiçek…
11 Ağustos 2020
Etkinlikler yapılmayınca kaynaklar kurumuş gibi oluyor
29 Temmuz 2020
‘Doğu Anadolu'nun Doluları’, Ballıkaya ve Hekimhan’a Gidiş Geliş
15 Temmuz 2020
Bir Sigarayı Bırakma Öyküsü
03 Temmuz 2020
‘Kul Yanmasın, Sefil Selimi Yansın!’
25 Haziran 2020
Bayrağa El Basmak
18 Haziran 2020
Baş Yiyecek Kayısı
13 Haziran 2020
Kültürümüzü Kaydedenler O Kadar Çok ki…
08 Haziran 2020
M. Seyfi Oktay İle İlgili Kitap Çıktı
07 Haziran 2020
Özgür İradeden Yoksun Halka Ne Denir?
01 Haziran 2020
Üçüncü Teneffüs ve İnayet Koç’un ‘Ballıkaya Günlüğü’nden
25 Mayıs 2020
Tek Kişilik Konserim, 19 Mayıs ve Şeker Bayramı
13 Mayıs 2020
Kapının Dışı Gurbet...
28 Nisan 2020
Beş Nisandan Corona’ya
21 Nisan 2020
Zıt Kesimlerin Ortak Sevgi Sembolü, 'Mutluluğu Değnekte Bulan Adam' Aramızdan Ayrıldı
18 Nisan 2020
Günü Doldurmak ve Corona
17 Nisan 2020
17 Nisan ve Malatya
12 Nisan 2020
Yaşamöyküm
Haber Yazılımı